ŞİZOFRENİDE ERKEN MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR
Radyo K.İ.’nin Güne Bakış programına Dünya Şizofreni Günü kapsamında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Didem Göverti konuk oldu. Psikoz ve şizofreni gibi düşünce ve algı bozukluklarında erken müdahalenin hayati önem taşıdığını vurgulayan Göverti tedavisiz kalan hastaların İlk bir yıldaki atak geçirme sıklığının %80-90 civarında olduğuna dikkat çekti
Şizofreni alanında sorumlu olduğu kliniğin çalışmalarını aktararak söze başlayan Dr. Öğr. Üyesi Göverti, ilk psikotik atağını geçiren hastalar için özel bir ünite kurduklarını ifade etti. Erken müdahale sayesinde hastaların ataksız bir şekilde takip edilmesini ve eski işlevselliklerine dönmelerini amaçladıklarını söyleyen Göverti, her yeni atağın beyin hücresi yıkımına ve yapısal değişikliklere yol açtığını, bu yüzden temel hedeflerinin hastayı programda tutarak yeni bir atağı engellemek olduğunu ifade etti. Şizofreni teşhisi öncesinde prodromal dönem adı verilen sinsi bir sürecin yaşanabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Göverti, ailelerin fark edebileceği öncül belirtilere dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Göverti, kişinin sosyal olarak izole olması, akademik başarısının düşmesi, ilişkilerinin bozulması, içe kapanma, öz bakımın azalması ve kaygının artması gibi işlevsellik değişimlerinin erken yardım arayışı için en kritik ipuçları olduğunu aktardı.
Gerçekliği Ayırt Edememe Durumu: Psikoz
Psikozun sanrı, halüsinasyon, düşünce ve davranış bozukluklarıyla seyreden nörobiyolojik bir çatı kavram olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Göverti, bu tablonun sadece şizofreni ile sınırlı kalmayıp sanrılı bozukluk ve şizoafektif bozukluk gibi farklı hastalıkları da kapsadığını ifade etti. Hastalarda takip edilme düşüncesi, televizyondan mesaj alma veya zihinden düşünce çalınması gibi gerçek dışı deneyimlerin görülebileceğini aktaran Göverti, hastalığın kökeninde %80 oranında genetik faktörlerin yattığını dile getirdi. Genetik etkenlerin yanı sıra çevresel faktörlerin de psikoz riskini ciddi oranda artırdığını belirten Göverti, gebelik ve doğum sürecinde yaşanan eklampsi, doğum travmaları ve düşük doğum ağırlığı gibi komplikasyonların kritik rol oynadığını söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Göverti, ilerleyen yaşam dönemlerinde kişinin başına gelen majör travmaların, alkol ve madde kullanımının da psikotik semptomları tetikleyen en önemli unsurlar arasında yer aldığını vurguladı.
“İlaç ve Grup Psikoterapisi Birlikte Yürütülmeli”
Beyindeki kontrolsüz dopamin artışını baskılamak için ilaç tedavisinin şizofrenide olmazsa olmaz ilk adım olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Göverti, kilo alımı, tansiyon düşüklüğü ve cinsel işlev bozukluğu gibi yan etkilerle hekim kontrolünde mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Hastaların iyileştiklerini düşünerek ilacı bırakmalarının büyük bir risk olduğunu söyleyen Göverti, ilaç tedavisinin yanı sıra her hafta cuma günleri kronik şizofreni hastalarına yönelik düzenledikleri grup psikoterapisi ve rehabilitasyon hizmetinin, bilişsel davranışçı ve destekleyici terapiler ile sanat terapilerinin hastaların topluma uyumunda çok etkin olduğunu ifade etti.
Şizofrenide Kardiyovasküler Risk ve Toplumsal Dışlanma
Şizofreni hastalarında hem hastalığın yol açtığı inflamasyon hem de ilaç yan etkileri ve yoğun sigara kullanımı nedeniyle kardiyovasküler hastalık riskinin arttığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Göverti, bu hastaların 6 ayda bir kan yağları, şeker ve kilo takibinin yapıldığını söyledi. Toplumdaki damgalamaya ve önyargılara karşı da mücadele ettiklerini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Göverti, psikozun bir son değil, yönetilebilir bir süreç olduğunu belirterek toplumun bu bireylere yüz çevirmek yerine daha kapsayıcı davranması, ailelerin ise sabırla tedavi sürecinin bir parçası olması gerektiğini söyleyerek sözlerini tamamladı.
Muhabir: Leman Yalçın
Kameraman: Zeliha Betül Özdemir
Röportajın tamamını buradan dinleyebilirsiniz.
Radyo Ki